logo

  • 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
prev
next

Değerli Munzur Dostları/Doğan

News image

Değerli Munzur Dostları: Doğan MUNZUROĞLU / Değerli Munzur dostları: Sizler bu yazıyı okurken binlerce yumurtalı alabalık çoktan içki masalarında meze olmuştur. Munzur’da alabal...

Haber | Nurî Dersîmî | Cumartesi, 28 Ağustos 2010 | Hits: 17

Devamını Oku

Aleviler adına konuşmak...

Aleviler adına konuşmak... - Taraf - Istanbul - 27.08.2010     CAFER SOLGUN * / Kuruluş çalışmalarına katıldığı Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) ile ilişkisi, başkanlığı...

Haber | Nurî Dersîmî | Cuma, 27 Ağustos 2010 | Hits: 19

Devamını Oku

Kılıçdaroğlu sordu Çağlayangil

News image

  Kılıçdaroğlu sordu Çağlayangil yanıtladı KONU: DERSİM Soner YALÇIN Tartışmayı Başbakan Erdoğan başlattı: “Dersim’i CHP bombaladı.” Ardından Başbakan gibi düşünen bazı köşe yazarları konuyu CHP ...

Haber | Nurî Dersîmî | Salı, 24 Ağustos 2010 | Hits: 41

Devamını Oku

=İYİLİK PERİSİ= NİKLİ KİŞİNİN

News image

İŞTE BELGESİ   Dersim harekatını bizzat yöneten Mustafa Kemal Atatürk tür. Trabzon Atatürk evinde harekatın haritası hala durmaktadır.İşte o harita.

Haber | Nurî Dersîmî | Cumartesi, 21 Ağustos 2010 | Hits: 45

Devamını Oku

12 Eylül’ün Diyarbakır ve Mama

12 Eylül’ün Diyarbakır ve Mamak Mağdurları Konuştu Darbe, Diyarbakır ve Mamak'ta kalan mahkûmların hepsinin hayatında derin yaralar açtı. 12 Eylül 1980 darbesinin ardından, sağ ve sol gö...

Haber | Nurî Dersîmî | Cuma, 20 Ağustos 2010 | Hits: 34

Devamını Oku

Bir Türk barbarlığı daha

News image

HPG gerillalarına yönelik Türk barbarlığının bir örneği Batman'ın Beşiri İlçesinde yaşandı. 4 gün önce HPG Gerillaları ile Tsk Askerleri arasında çatışma yaşanmıştı. 5 gerillanın bulundugu alanın hava...

Haber | Nurî Dersîmî | Salı, 17 Ağustos 2010 | Hits: 99

Devamını Oku

Dêrsim de 24 Saetî (I-II) – Ro

News image

Dêrsim de 24 Saetî (I) – Roşan Lezgîn Aug 05, 2010 | Şîroveyî  Reya verêne çileyê serra 1985î de bi şewe ez mîyanê Dêrsimî ra vîyarta. Ez Erzingan ra ameyêne. Şewe bî, puk bi, vewre sey simerî ...

Haber | Nurî Dersîmî | Perşembe, 5 Ağustos 2010 | Hits: 49

Devamını Oku

Kürtler'den 'BM harekete geçsi

News image

Lozan Antlaşmasının yıldönüm nedeniyle Lausanne (Lozan) Place Riponne meydanında bir araya gelen yüzlerce Kürdistanlı ve Kürt dostları Ouchy'de bulunan ve Lozan Antlaşmasının imzalandığı binan önüne k...

Haber | Nurî Dersîmî | Pazar, 25 Temmuz 2010 | Hits: 44

Devamını Oku

İsmail Beşikçi ve Kürt gerçeği

News image

        İsmail Beşikçi’nin adı yazıldığında karşısına doğrudan “Kürt Sorunu” gelir. Akademik kariyerini yaşadığı ülkenin insanlarına adadı. Kürtler üzerine araştırmalar yaptı...

Haber | Nurî Dersîmî | Perşembe, 15 Temmuz 2010 | Hits: 71

Devamını Oku

D U Y U R U .... DERSIM TOUR

News image

                          Munzura Pedal Ceviriyoruz.: 24.07.2010 Kurtulus Parki - ANKARA  Saat 07:30 da Bulusma.                            29.07.2010 DERSIM'e , Sizleride Bekleriz...           ...

Haber | Nurî Dersîmî | Salı, 13 Temmuz 2010 | Hits: 184

Devamını Oku

Dink için protesto gösterisi

News image

Dink için protesto gösterisi İstanbul Beşiktaş'ta toplanan bir grup, Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin davanın yavaş ilerlediğini öne sürerek protesto gösterisi yaptı. İstanbul Beşiktaş'...

Haber | Nurî Dersîmî | Salı, 13 Temmuz 2010 | Hits: 36

Devamını Oku

1 milyon Katalon 'biz ulusuz'

News image

1 milyon Katalon 'biz ulusuz' dedi Katalonya bölgesinin özerkliğinin genişletilmesini isteyen bir milyonu aşkın kişi Anayasa Mahkemesi'nin kısıtlama yapan kararını protesto etti. Barce...

Haber | Nurî Dersîmî | Salı, 13 Temmuz 2010 | Hits: 40

Devamını Oku

Kürt partilerinden Çiçek’e tep

News image

Kürt partilerinden Çiçek’e tepki Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), Katılımcı Demokrasi Partisi (KADEP) ve Hak ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR) temsilcileri, Çiçek’in sözlerini eleştirdi. ...

Haber | Nurî Dersîmî | Salı, 13 Temmuz 2010 | Hits: 96

Devamını Oku

12 Eylül darbesini 30 yıldır s

News image

12 Eylül darbesini 30 yıldır siyah giyerek protesto ediyor. 12 Eylül’de işkenceden geçirilen 67 yaşındaki Şeyho Karakoç, darbeyi 30 yıldır siyah giyerek protesto ediyor. 12 Eylül’de işkenced...

Haber | Nurî Dersîmî | Salı, 29 Haziran 2010 | Hits: 0

Devamını Oku

İşkencenin 20 yıllık tarihi

News image

İşkence mağdurlarının tedavisi, hak ihlallerinin belgelenmesi gibi önemli bir işlevi yerine getiren Türkiye İnsan Hakları Vakfı, 20 yaşında. Geçtikleri yollara bakınca, zor yutulur bir memleket hakika...

Haber | Nurî Dersîmî | Salı, 29 Haziran 2010 | Hits: 70

Devamını Oku

Rize'de Kürt oldukları için 37

Rize'de Kürt oldukları için 37 kişi işten çıkarıldı Rize'de, baraj inşaatında çalışan 37 Kürt işçi önce 'bunlar ahlaksız', sonra 'maaşlarını PKK'ye gönderiyorlar', ardından 'güvenliklerini sağlayam...

Haber | Nurî Dersîmî | Pazartesi, 21 Haziran 2010 | Hits: 119

Devamını Oku

Galiba bitti-Ahmet Altan

Galiba bitti 18.06.2010 Ahmet AltanHerhalde açılım da böylece fiilen bitmiş oldu.Kandil’le Mahmur’dan “davet” üzerine gelen PKK’lılar dün tutuklanıp hapse atıldılar.Bir daha kimse Türk devletinin sö...

Haber | Nurî Dersîmî | Pazar, 20 Haziran 2010 | Hits: 57

Devamını Oku

60 bin...

News image

Bu sistem, bu ülkeyi taşımıyor. 60 bin... Son 50 senede, siyasi olaylar neticesinde tam 60 bin insan yaşamını yitirdi bu ülkede.     Bu coğrafyanın tarihinde yüzyıllar boyunca siyasi sebeplerle say...

Haber | Nurî Dersîmî | Pazar, 20 Haziran 2010 | Hits: 50

Devamını Oku
More in: Haber
next
prev
Haber
Değerli Munzur Dostları/Doğan MUNZUROĞLU
Değerli Munzur Dostları:

Doğan MUNZUROĞLU / munzurDeğerli Munzur dostları:


Sizler bu yazıyı okurken binlerce yumurtalı alabalık çoktan içki masalarında meze olmuştur.

Munzur’da alabalık avcılığı en çok eylül, ekim, kasım aylarında yapılmaktadır. Bu aylar aynı zamanda alabalığın yumurtlama aylarıdır.

Bu aylarda alabalık, ırmağın aşağı bölgelerindeki kuytuluklardan ayrılıp ırmağın kaynağına doğru yüzer ve ulaştığı en uç noktaya yumurtasını bırakır.

Bu bölgeler; Munzur ana kolu üzerindeki Yeşilyazı, Ada Köyü, Koyungölü civarı; Mercan, Harçik gibi kolların kaynağa yakın bölgeleridir. Sonbaharda, özellikle bu bölgelerde yüksek oranda balık avlanmaktadır. Balıkçılar germe türü ağları geceleri ırmak boyunca sürükleyerek, ya da serpme atarak yumurtalı balıkları avlamaktadırlar.

Üreme döneminde dişi balıklar hantallaşmaktadır. Dişi balık avcılığı gece yarısı gerçekleştiği için gündüzleri pek dikkat çekmemektedir. Munzur’un balığını avlayan avcılar; Gözelerdeki içkili restorana, Ovacıktaki ya da Tunceli’deki balık tüccarlarına satmaktadırlar.

Bizler temmuz sonunda doğa festivali yapmak amacıyla üç-beş günlük bir duyarlılık geliştirdiğimizi düşüneduralım sonbaharda alabalık tamamen balıkçıların insafına terk edilmektedir.

Munzur Dostları, Ovacıklı balıkçılarla konuşabilir, telefon ve masajla uyarabilir, muhtarlar ve kaymakamlar rahatsız edilebilir, kamuoyu yaratılabilir. Neler yapılabileceğini bu günden düşünmek gerekir. Yumurta bırakan alabalığın feryadına hiç olmazsa bu yıl kulak verelim.


Doğan MUNZUROĞLU

27.08.2010

 
Aleviler adına konuşmak...

Aleviler adına konuşmak...

- Taraf - Istanbul - 27.08.2010

    CAFER SOLGUN * / Kuruluş çalışmalarına katıldığı Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) ile ilişkisi, başkanlığını yürüttüğü Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) bünyesinde ciddi eleştiri ve protestolara neden olan Ali Balkız, geçtiğimiz günlerde gündemdeki referandum konusuyla ilgili “Aleviler hayır diyecek” şeklinde bir açıklama yaptı.

 

Kuruluş çalışmalarına katıldığı Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) ile ilişkisi, başkanlığını yürüttüğü Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) bünyesinde ciddi eleştiri ve protestolara neden olan Ali Balkız, geçtiğimiz günlerde gündemdeki referandum konusuyla ilgili “Aleviler hayır diyecek” şeklinde bir açıklama yaptı. Balkız benzer bir açıklamayı istifa etmekten vazgeçip yeniden ABF Genel Başkanı olduğu federasyonun genel kurul oturumunda da yapmıştı.

Bu “hayır”ın gerekçeleri, Alevilerin istemlerinin Anayasa Değişikliği Paketi’nde yer bulamaması ile izah ediliyor. Yanı sıra “Alevi açılımı”na da dikkat çekiliyor. Hemen belirtmeliyim ki bunlar anlaşılır eleştirilerdir ve aynı eleştirel yaklaşımı, Kürt sorunu başta olmak üzere bir bütün olarak da algılamak gerekmektedir. Fakat burada iki adet soru ve sorun var.

Birincisi, Kürt ve Alevi meselelerine ilişkin istemlerin doğrudan dikkate alınmamış olması, bu sınırlı reform paketine “hayır” demenin gerekçesi olabilir mi? Bunu bir “boykot” gerekçesi olarak deklare etmek daha anlaşılır bir tutum olabilirdi. Ama 12 Eylül zihniyet ve uygulamalarından, onun anayasasından doğrudan mustarip olan bir kesim, ilk defa 12 Eylül cunta anayasasına ciddi şekilde “dokunan” bu düzenlemelere neden “hayır” diyecek? Referandumda “hayır” demenin 12 Eylül anayasasına (hatırlayalım, Kenan Evren kendi düşüncesini “evet çıkarsa intihar edeceğim” şeklinde açıkladı) sahiplenmekten başka bir anlamı yok. 12 Eylül’ü savunma pozisyonuna düşmek hiçbir Alevi kişi ve kurumuna yakışmıyor diyeceğim, ama ortada Aleviler adına sergilenen o kadar çok “yakışıksız” tutum var ki... Mesela ölüm listelerinde adı yer aldığı halde “Ergenekon’un varlığına inanmıyorum” demek gibi... Bütün Alevilerin Atatürkçü olduğunu ilan etmek gibi... “Hz. Ali Atatürk donunda dünyaya geldi” türü haddini oldukça aşan hurafeleri ciddi ciddi dillendirmek gibi.

İkincisi ise, Türkiye’deki nüfusları için 10 milyondan 20 milyona kadar değişik sayılar telaffuz edilen Alevilerin tamamı adına söz söylemek yetkisini, bu açıklamayı yapanlar kendilerinde nasıl bulabilmektedirler? Bu, bir etik tartışmasını da beraberinde kaçınılmaz kılmaktadır. Referandum vesilesiyle ortaya çıkan taraflaşma tablosuna bakıp, önümüzdeki yıl da genel seçim olduğunu hatırlayarak malum “hayırcı” partiye göz kırpmak diye bir derdi olmayan, meseleye sadece Türkiye’nin demokratikleşme standartlarını ileriye mi götürüyor, geriye mi ölçüsüyle bakan çok sayıda Alevi de var. Haddinizi ve hududunuzu aşıp “onlar Alevi değil” mi diyeceksiniz yoksa?

Anayasa değişikliği referandumunda “hayır” cephesi oluşturanların son derece anlaşılır nedenleri var. Statükonun bozulmasını, Anayasa Mahkemesi ve HSYK gibi darbe ve cunta dönemlerinin “rejimin bekçisi” (hukukun ya da temel hak ve özgürlüklerin değil, kurulu statüko anlamında rejimin...) olarak konumlandırdığı kurumlara dokunulmasını istemiyorlar. Kürt sorununun çözülmesini, Alevilerin eşit yurttaşlık istemlerinin dikkate alınmasını da istemedikleri gibi... Çünkü varlık nedenlerini, sorun ve çözümsüzlükler üzerine kurulu olan mevcut statükonun sürüp gitmesine bağlamışlar. Ama artık Türkiye ciddi bir yol ayrımına girmiştir ve girdiği yolda da ilerleyecektir. Bu, denebilir ki iktidar partisine rağmen böyledir. Burada kabul edilemez olan, demokratik değişim ve dönüşümden yana olması gereken Alevilerden, kendilerinin varlıklarını dahi tanımayan mevcut statükonun muhafızı rolünü oynamayı sürdürmelerinin istenmesidir. Bazı Alevi kurumları ve bunların yöneticilerinin birtakım basit hesaplar uğruna bu rolü oynamaktaki ısrarlarını Alevi toplumu daha fazla taşımamalıdır.

Türkiye’nin içerisine sokulmak istendiği “laik-antilaik” kutuplaşmasında Alevilerden “laikçi” kesimin “kitlesi” olması istendi... “Rejim tehlikede” konseptlerinde kendilerine biçilen figüran rolünü oynamaları istendi... Bu “derin” konseptlerin deşifre olması ve Alevilerin kendi istemlerine sahiplik etmeye başlamalarıyla birlikte, öyle görünüyor ki, başka senaryolar devrededir ve bu senaryolarda Aleviler yine kendilerinden başka bir şey olmaya zorlanmaktadır.

Benim iddiam şudur: İnanç ve öğreti olarak Aleviliğinin, insanlığının bilinci içerisinde olan hiçbir Alevi, cuntacı, darbeci, 12 Eylülcü, ırkçı, faşist değildir; olamaz, olmamalıdır!

Ben bu iddiamı şu ya da bu kurumun yöneticisi, sözcüsü vb. gibi son tahlilde benim nezdimde hiçbir kıymet-i harbiyesi olmayan bazı payelerin sahibi olmakla değil, tümüyle Alevilerin acılı tarihlerinin bilinciyle gerekçelendiriyor ve ortaya koyuyorum. Peki “Aleviler hayır diyecek” diyerek Alevileri cunta anayasasını savunma pozisyonuna itenler bu tutumlarını nasıl gerekçelendirmektedirler? Aleviler her alanda kendilerine birilerinin biçtiği uğursuz rolleri sorgulamak ve reddetmek durumundadırlar. Kendi üzerlerinden yapılan ikbal hesaplarını görmek durumundadırlar. Her alanda demokrasi ve özgürlük değerlerinden, Türkiye’nin sorunlarının demokratik çözümünden ve bu uğurda atılan her türlü olumlu, yapıcı adıma destek vermek durumundadırlar.

Bu coğrafyada Alevi olmanın ne demek olduğunu bilerek hareket etmek zorundayız. Ve bunun için de özgürlükçü, demokrat Alevilerin sözlerini birarada, birlikte söylemeleri, her zamankinden daha büyük ve daha fazla ertelenemez bir ihtiyaç haline gelmiştir. Bu ihtiyaç ve sorumluluğu sahiplenmek ve temsil etmek durumundayız... Kendilerini Alevi toplumu adına söz söylemekle yetkili görenler, bunun o kadar da kolay olmadığını anlayacaklardır. Çünkü Türkiye’nin geleceği daha fazla demokrasi ve özgürlüktedir; ve Alevilerin de bundan başka bir gelecek tasavvurları yoktur.

Araştırmacı-Yazar

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 
Kılıçdaroğlu sordu Çağlayangil yanıtladı KONU: DERSİM

 

Kılıçdaroğlu sordu Çağlayangil yanıtladı KONU: DERSİM

Soner YALÇIN

Tartışmayı Başbakan Erdoğan başlattı: “Dersim’i CHP bombaladı.” Ardından Başbakan gibi düşünen bazı köşe yazarları konuyu CHP lideri Kılıçdaroğlu’na getirip, “Kılıçdaroğlu Dersim’le yüzleşmelidir” diye yazdı. Bilmelidirler ki, onlar Dersim’in adını bile bilmeden Kılıçdaroğlu bu olayla ilgili araştırmalar yaptı. Bunların bir bölümünü benimle paylaştı. İşte Türkiye sağının önemli isimlerinden İhsan Sabri Çağlayangil’in Kılıçdaroğlu’na anlattıkları...
alt

İKİ ay önce.
CHP Genel Merkezi’nde Kemal Kılıçdaroğlu’yla sohbet ediyoruz.
Bir hafta önce Hürriyet’ten Faruk Bildirici’ye geniş bir röportaj vermişti. Konu orada söylediği bir söze geldi.
Şöyle demişti:
“Bu konuyu (Dersim’i) araştırma gereği duydum. Lise yıllarından başlayarak yerel tarih konusunda ciddi bir merakım vardı. Tarih Vakfı’nın dokümanlarını, kaynaklarını toplamaya çalıştım. Canlı kişilerle konuştum. Tarihçi Cemal Kutay ile görüştüm. O dönemde Başbakan olan Celal Bayar’ın konuyu çok iyi bildiğini söyledi. ‘Ben randevu alacağım, gelirsiniz beraber gideriz’ dedi. Cemal Kutay randevu alınca beni çağırdı, gittim. 1986’ydı sanırım. Kutay’a güzel de bir badem ezmesi almıştım. Dedi ki, ‘Celal Bayar hasta, görüşme şansımız olmayacak’. Ben de içimden kızdım. ‘Herhalde beni atlattı’ dedim. Otobüsle Ankara’ya dönerken yolda haberleri açtı şoför. Celal Bayar’ın hastaneye kaldırıldığını söyledi. Sonra Celal Bayar taburcu olmadan vefat etti ve o görüşme hiç olmadı. O görüşme olsaydı belki çok şey öğrenecektim.
İhsan Sabri Çağlayangil ile görüşmemi sağlayan bir yeminli mali müşavir arkadaşımdı. Onun ricası üzerine randevuyu Cavit Çağlar aldı. Çağlayangil’in Yalova’daki evinde buluştuk. Bir arkadaşın radyo teybiyle gitmiştim. O konuştu, banda aldım. O döneme ait güzel bilgiler verdi. O yaşta müthiş bir hafızası vardı. Ben o bütün bilgileri, bendeki dokümanları araştırma yapan güvendiğim bir arkadaşıma devrettim.”
Kılıçdaroğlu’nun bana verdiği belgelerden biri de İhsan Sabri Çağlayangil’le yapılan görüşmenin teyp kaydıydı.
CHP Genel Merkezi’ndeki sohbette konuyu bu teyp kaydına getirip, “Arkadan bir türkü çıkıyor, bunun Dersim’le bir ilgisi var mı” diye sordum.

Güldü. “Sayın Çağlayangil’in anlattıklarını kasede almak istedik. Acemiyiz. Öylesine bir teyp bulduk, içine de evden bir kaset koyduk. Hatta evde kablo yeterli gelmedi, masayı filan çektik; rahmetli Çağlayangil de bize yardım etmişti.”alt
Kayıt iyi değildi. Sesler anlaşılmıyordu. Bir yerden sonra ise sesler hiç duyulmuyordu.
Ancak, buna rağmen Türkiye yakın tarihi açısından oldukça verimli bir görüşme yapmıştı Kılıçdaroğlu.
Teypten anlaşılıyor ki, Türkiye sağının duayen isimlerinden Çağlayangil çok samimi konuşuyor; tüm bildiklerini anlatıyor.
Şimdi sizlere o görüşmeyi aktaracağım.
Fakat bir noktanın altını çizmeme izin verin:
Bugün Dersim faciası sadece CHP’nin üzerine yıkılmak isteniyor.
Başbakan Erdoğan Sakarya mitinginde yaptığı konuşmada dedi ki: “‘Vergi vermediler’ diye Dersim’in köylerini kim bombaladı; zamanının, o zamanki Cumhurbaşkanı’nın emriyle. Kimdi; İsmet İnönü, CHP’nin başındaydı. Yani CHP bombaladı.”
O halde...
Kemal Kılıçdaroğlu bundan yıllar önce neden Türkiye sağının iki önemli siyaset adamı Celal Bayar ve İhsan Sabri Çağlayangil’le görüşmek istedi?
Tarihi bu kadar eğip bükmeye kimsenin hakkı yok.
Bakın Çağlayangil neler söylüyor:

ÇAĞLAYANGİL’İN DERSİM TANIKLIĞI

(Kayda giriliyor)
Çağlayangil: Dersim hakkında en güzel kitabı hizmete mahsus olmak kaydıyla ve 100 nüsha basılmak şartıyla Kazım Orbay yazmıştır, Jandarma Genel Komutanı iken.
Kılıçdaroğlu: Kitabı gördüm efendim. Türk Tarih Kurumu’nun kütüphanesinde var.
Çağlayangil: Var. Onda tarihi izahat var. Ve Dersim hakkında en iyi, en resmi tetkik de odur. Ben Malatya Emniyet Müdürü’yken Kürt meselesine merak sardım. (...)
İki ayrı rapor yazdım o devirde bakanlığa verdim. Raporların birer nüshası bende fakat ‘ara bul’ derseniz, bu evrak-ı perişanın içinde imkânı yok bulamam.alt
İki büyük siyaset Cumhuriyet’te zaman zaman hâkim olmuş ve çarpışmıştır. Birincisi, bunlara şiddet yoluyla, baskı yoluyla hâkim olmak.
İkincisi kültür yoluyla hâkim olmak.
Kültür yoluyla hâkim olmak siyasetinin müdafii Avni Doğan gibi dördüncü umum müfettişliği yapmış, o havalide uzun müddet valilik ve müfettiş-i umumilik yapmış, Kürtleri tanımış kimselerdi.
Fakat Türk siyasetine Fevzi Çakmak’ın mutaassıp görüşü hâkimdi. Fevzi Çakmak Doğu’ya yol yapmanın, Doğu’da mektep açmanın, Kürtleri elit hale getirmenin, oraya medeniyet sokmanın aleyhindeydi. ‘Bunlar uyanırlarsa istiklal fikrine kapılırlar ve vatanımız bölünür’ diyordu. (...)
Dersim’i merak ettiğim zaman Dersim’i gezdim.
Kılıçdaroğlu: Hangi yıldı efendim?
Çağlayangil: 1936-37. (O dönem) Dersim’e jandarma giremiyor. Dersim’e tahsildar giremiyor. Dersim’de ağa nüfuzu hâkim. Dersim’de hükümet yok. Dersim’de Türkiye Cumhuriyeti otoritesi yok.
E otorite olmayınca o boşluğu ağa doldurmuş. Bir yandan hükümranlık Cumhuriyet’te; bir yandan otorite Kürt ağasında. Bu çelişki Dersim’in mukadder hayatını yaşıyor. (...)
Bunun sonucu o tarihte de Dersim’de harekât cereyan etti..
Harekât da şöyle başlamıştı:
Fırat üzerinde Şeytan Köprüsü denen bir yer vardır. Onun başında karakol vardır. O Şeytan Köprüsü’nden geçilince Dersim’e geçilmiş olur. O karakolda İsmail Hakkı isminde bir yedek subay komutasında 33 jandarma eri nöbet tutuyor. Orası Dersim’in kapısı. Seyit Rıza bir gece kuvvetleriyle basıyor. İsmail Hakkı Bey’i ve 33 jandarmayı da şehit ediyor. Onun üzerine Abdullah Alpdoğan Paşa, Kastamonulu; ona emir veriliyor. ‘Bütün ordu iştirak etsin bu Dersim’i temizleyin’ diyorlar. Dersim hareketi böylece başlamış oldu.
Dersim’de ilk harekat Galatalı Şevket Bey tarafından yapılmıştır. Galatalı Şevket Bey bir albay. Mersin’deki Kürtlerin Kürtçe şarkılarında hâlâ Galatalı Şevket Bey’in yaptığı mezalimin, öldürdüğü kimselerin ağıtları ve destanları yaşar. Hâlâ söylerler. (...)
Kılıçdaroğlu: Abdullah Paşa o ara Elazığ’da...
Çağlayangil: Elazığ’da. Ben de Malatya Emniyet Müdürü’yüm. Haliyle otomobile bindik Elazığ’a gittik. Abdullah Paşa bizi misafir etti. Harekât başlayalı 1-2 ay olmuştu. Abdullah Paşa dedi ki ‘Bu kefereyi kıstırdım; ekinlerini yaktım uçakla. Mağaralara iltica ettiler. Fakat dağlık arazi karargâh-ı Munzur’da’ dedi. ‘Bu dağları tuttular. Bu dağları bir mavzerli alay tutabilir. Öyle geçitler var’ dedi.
(...) ‘Bir kadın var’ dedi ‘bunların içinde.’ Kadının resmini de gösterdi ‘o kadar nişancı ki’ dedi; karakolda kapı aralığından jandarmayı vurmuş. ‘Çok zorluk çekiyorum’ dedi. ‘Bunlara haber gönderdim. Bunların 15 kişi aşiret başı liderleri var. Bunları bize teslim edin hareketi durduracağım dedim.’ Mehil istemişler. ‘Yarın bu mehil bitiyor. Madem merak ediyorsunuz beraber gidelim, cevap getirecek Kürtler’ dedi.
Biz ertesi gün 2 otomobil ve koruyucu manga, bir de taze ekmek çuvallara doldurulmuş bir kafile halinde hareket ettik. Bir yerde yanlışlıkla ateş yedik. O badireyi geçtik bir acayip yere vardık.
Abdullah Paşa ‘İnmeyin arabadan, bizden evvel insinler’ dedi. Sonradan paşa olan Şevket Bey (anlaşılmıyor) onlar falan indiler. Bir yar var, bayağı derin. Kürtlerle yapılan anlaşma gereğince iki taraf da o aşağıya silahsız inmesi lazım. Abdullah Paşa, Vali, ben ineceğiz. Abdullah Paşa haber yolladı. ‘Biz üç kişi ineceğiz. Yabancı değildir, biri Malatya Emniyet Müdürü’dür, biri Malatya Valisi’dir. Çekinmesinler.’
Biraz bekledik tercüman geldi. Ona izah edildi vaziyet. Sonradan 15-20 kişi geldi. Kürt bunlar. Bende fotoğrafları var. Bunlar garip adamlardı. Uzun boylu, insan güzeli, göğüslerinden kıllar sarkmış, kumral, koyu kumral kişilerdi. Heybetli adamlardı.
Abdullah Paşa psikolojik hareket etti. ‘Ekmekleri dağıtın’ dedi. Karşı taraf aç. Muhasarada. Bunlara fırından yeni çıkmış ekmekleri dağıttılar. Herkese birer ekmek verildi. Yarısını yediler yarısını koyunlarına koydular.
Abdullah Paşa uygun bir konuşma yaptı. Dedi ki, ‘Siz Demenan aşiretisiniz. Ben Kastamonuluyum. Taşköprülüyüm. Niçin Kastamonu’ya Kastamonu demişler bilir misiniz? Kastamonu bir dere içindedir. İki tarafı yardır. Bir tarafa bir aşiret yerleşmiş, bir tarafa bir aşiret yerleşmiş. Bir tarafa Kast aşireti yerleşmiş, bir tarafa Tuman aşireti yerleşmiş. Kast-Tuman demişler. Ben Tuman aşiretindenim. Tuman zamanla Demenan olmuş. Ben sizin aşiretinizin cedlerindenim. Birbirimizle akrabayız. Sizi iğfal eden, başlarınızdaki size isimlerini verdiğim adamlardır. Bunlar ortadan kalkarsa arada bir itilaf kalmaz. Birbirimizle iyi geçiniriz. Umarım ki iyi haber getirdiniz’ dedi.
İsmini hatırlamadığım (bir süre ses kesik) Kürtçe anlattı, tercüman bize tercüme etti. Adam diyor ki, ‘Beyanatınız bizi duygulandırdı. Vereceğiniz isimlerden üçü hariç bunları size teslime karar verdik.’
Abdullah Paşa üç kişinin kim olduğunu sordu. İçlerinden biri bu iyi nişancı kadın. İki kişi de başka adam var.
Abdullah Paşa bu üç kişinin istisna edilmesine razı olamayacaklarını, üç kişinin de tesliminin gerektiğini beyan etti ve bu üç kişinin istisnasının sebebini sordu. Kürt, büyük bir samimiyetle dedi ki; ‘Bir kadının bir kocası olur. Siz bir hareket yapıyorsunuz burada, bu hareket gelir geçer. Buralar yine Kürt ağalarına kalır. O zamanlar bize zulmeder bu ağalar. Bizi kurtaramazsınız siz. Siz bütün Dersim’e hâkim olsanız, oraya devlet otoritesi girse, zaten biz ağaya kul olmayız. Ama siz yoksunuz. Bizim daimi muhatabımız ağa olduğu için ve kudret de onda olduğu için, bunlar da en büyük olduğu için sizin değil onların dediğini yapmaya mecburuz.’
Abdullah Paşa şimdiye kadar bu işin böyle olduğunu, fakat hükümetin bundan sonra kararlı olduğunu, Dersim’in de yurdun öbür parçaları gibi hükümetin otoritesinin cari olduğu ve hükümetin üstünde tek bir otoritenin bulunmadığı, ağaların lafına kapılmamasını, meseleyi tekrar tezekkür etmelerini söyledi. Bunlar kabul etmediler.
Sonra biz geri döndük, yeni mehil istendi. Neticeyi söylüyorum. Bunlar kabul etmediler, mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi.
Bugün Dersim’e rahatça gidebilirsiniz. Jandarma da girer, siz de girebilirsiniz.
(...) Abdullah Paşa ile olan tetkiklerimi bitirmiş, Ankara’da göreve başlamıştım.
Kılıçdaroğlu: 1938’de mi 37’de mi?
Çağlayangil: 37’de. Yani o tarihten 34 ay geçmişti. (İçişleri Bakanı) Şükrü Kaya çağırdı dedi ki Atatürk Singeç Köprüsü’nü açmaya gidecek, Elazığ’a da uğrayacak, Seyit Rıza ile ilgili mahkeme bitmiş fakat karar tebliğ edilmemiş. Elazığ’da 6 bin Kürt toplanmış, Atatürk’ün seyahatini duymuşlar. Atatürk’ten Seyit Rıza’nın affı için şefaat isteyecekler. Yanına sivil adamlarını al git, Atatürk gelmeden önce mahkeme kararı uygulansın da Kürtlerin Atatürk’e müracaatları ve ricası olmasın’ dedi. Ben 35 sivil polis aldım yanıma gittim (devamında ses bozuk). Cellat, Çingene buldular infaz için. ‘15 kâğıt isterim. Üç-dört de ... (anlaşılmadı) ... isterim’ dedi. Hapishaneye gittik. Yedi idam mahkûmu vardı. İçinde Seyit Rıza ve oğlu da var. Biz Elazığ Emniyet Müdürü İbrahim ile Seyit Rıza’yı aldık.
İmam, dini telkin yapmak istedi, Seyit Rıza kabul etmedi. Jandarma karakolunun önünde bir meydan vardı, orada asılacaklardı. Oraya götürdük. Savcı bir yafta yapıştırdı. ‘Vasiyetin var mı’ dedi. ‘Kırk lira param var onu oğluma verin’ dedi. Halbuki oğlu da asılacak farkında değil.. (anlaşılmadı). ‘Başka vasiyetim’ yok dedi. Beyaz gömlekle çıktı sehpaya; bomboş meydana -sanki insan doluymuş gibi- hitap etti: ‘Biz evlad-ı Kerbela’yız. Bihatayız. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir ... (anlaşılmadı).”
(...) O şekilde Seyit Rıza artık bitti, kapandı. Yani Dersim’deki liderler bu şekilde bertaraf edildi. Diğer öbür liderler de Dersim harekâtında hayatlarını kaybettiler. Kürtler üzerinde ağalığa başlayacak, yeni liderlik yapacak kimse kalmadı. (Bundan sonra ses tamamen kayıp...)

 

 
=İYİLİK PERİSİ= NİKLİ KİŞİNİN DİKKATİNE !!!!! RESME İYİ BAK (VeyvOvacik)

İŞTE BELGESİ

 

Dersim harekatını bizzat yöneten Mustafa Kemal Atatürk tür. Trabzon Atatürk evinde harekatın haritası hala durmaktadır.İşte o harita.

alt




alt

 
12 Eylül’ün Diyarbakır ve Mamak Mağdurları Konuştu

12 Eylül’ün Diyarbakır ve Mamak Mağdurları Konuştu

Darbe, Diyarbakır ve Mamak'ta kalan mahkûmların hepsinin hayatında derin yaralar açtı.

12 Eylül 1980 darbesinin ardından, sağ ve sol görüşe sahip binlerce insan, Mamak ve Diyarbakır Cezaevi'ne atıldı. Darbe, Diyarbakır ve Mamak'ta kalan mahkûmların hepsinin hayatında derin yaralar açtı.

12 Eylül 1980 darbesinin ardından, sağ ve sol görüşe sahip binlerce insan, Mamak ve Diyarbakır Cezaevi'ne atıldı. Darbenin, hayatın her alanına uyguladığı sindirme politikalarının en yoğun yaşandığı yerlerdi bu cezaevleri. İşkencenin en ağırı bu cezaevlerinde yaşandı. Darbe, Diyarbakır ve Mamak'ta kalan mahkûmların hepsinin hayatında derin yaralar açtı.

Mahkûmlardan kimi idam edilmiş kimi de işkencelerden dolayı hayatını kaybetmişti. Hayatta kalanlar, uzun yıllar yaşadıkları acıları unutamadılar. Şimdi, derin yaralar açan 12 Eylül zihniyeti ile hesaplaşmak için gün sayıyorlar. Yıllar sonra darbecilere yine bir 12 Eylül günü cevap vereceklerini düşünüyorlar.

Yine bir 12 Eylül sabahı darbecilerle hesaplaşacağımız aklımıza gelmezdi

Diyarbakır Cezaevi, adını, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra yaşanan korkunç işkencelerle duyurdu. Adeta bir 'işkence okulu' idi. Öyle ki, The Times gazetesi tarafından 29 Nisan 2008'de 'Dünyanın en kötü 10 cezaevi' içerisinde gösterildi. Cezaevinin en tanınmış işkencecisi Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran'ın işkence tezgâhlarından birçok isim geçti. Bu kişiler arasında Kürt siyasetinin önde gelen isimlerinden Ahmet Türk, Celal Paydaş, Mustafa Çakmak, Orhan Miroğlu, Selim Çürükkaya, Şükrü Gülmüş, Nurettin Yılmaz da yer aldı. 15'inci dönem CHP Şanlıurfa Milletvekili Celal Paydaş, işkenceler sonucu kalp krizi geçirdi ve 13 Aralık 1988'de, henüz 48 yaşındayken hayatını kaybetti. 1981-1989 yılları arasında işkenceye maruz kalan 34 kişi öldü, yüzlerce kişi sakat kaldı.

"Diyarbakır Cezaevi, 'Dante'nin cehennemi' gibiydi"

Burada en ağır işkencelerden geçen isimlerden ikisi de Kürtçülük suçlamasıyla mahkûm olan Selim Çürükkaya ile eşi Aysel Çürükkaya'ydı. Diyarbakır Cezaevi'ni 'askeri bir esir kampına' benzeten Selim Çürükkaya, hapishane yıllarını Dante'nin cehennemine benzetiyor: "Hani Dante'nin cehenneminde bu dünyada işlenen suçlara göre odalar mevcut ve her odada uygulanan bir azap çeşidi vardı ya." diyen Selim Çürükkaya, Diyarbakır Cezaevi'nin de bu cehennem odaları ile dolu olduğunu söylüyor. Verdiği bilgilere göre, 41 koğuşu olan Diyarbakır Zindanı'nda bin ile 3 bin kişi arasında mahkûm vardı. Her bir koğuşta başka bir insanlık dışı manzara yaşanıyordu. Çürükkaya, cezaevinde kendisine yapılan bütün işkencelerin amacını, "Bize 'Kürt değil, Türk'üz. Atatürk'ün ilke ve inkılâplarına bağlıyız ve pişmanız' dedirtmekti." şeklinde özetliyor. Bu sözleri, zorla kabul ettirmek için kendilerine hayvanlara dahi yapılamayan işkencelerin yapıldığını ifade ediyor. Başına gelenleri duyan kardeşlerinin üçü, okudukları üniversiteleri terk ederek dağa çıkmış. 1991 yılında serbest kaldığında kendisine de aynı teklif gelmiş ama kabul etmemiş. Önce İstanbul'a gitmiş, sonra da kaçak yollardan Yunanistan'a kaçmış. Referandum sürecine ilişkin görüşlerini de açıklayan Çürükkaya, Türkiye'de demokratik özgürlükçü yeni bir anayasanın olması gerektiği düşüncesinde. "Değiştirilmek istenen anayasa maddelerini tek tek incelediğimizde daha önceki maddelere göre olumlu bulduğumuzdan dolayı referandumda 'evet' dememizin daha mantıklı olacağına inanıyoruz." diyor.

Eşi Aysel Çürükkaya da köpeklerin saldırıları, tecavüz, copla dayak, yerde sürünme, etnik kimliklerine hakaret gibi birçok işkence çeşidiyle karşı karşıya kaldıklarını ifade ediyor. Diyarbakır Cezaevi'nden çıktıktan sonra aynı şeyleri tekrar yaşamamak için Suriye'ye kaçmış. Kendisine yapılanları karşılıksız bırakmamak için de PKK'ya katılmış. Fakat dağda da insanlık ve demokrasi dışı uygulamalarla karşılaşınca tedavi için gittiği Almanya'da örgütten kaçmış. Aysel Çürükkaya, Türkiye'ye gelip referandumda oy kullanması halinde "evet" demekten çekinmeyeceklerini açıklıyor.

Doktor Adnan Güllüoğlu, Diyarbakır Cezaevi'nde 5 yıl kalmış. Doktor Güllüoğlu, 'Kurtuluş Hareketi'nden 1978 yılında ayrılmasına rağmen örgütün sempatizanı olduğu suçlamasıyla cezaevine girmiş. Güllüoğlu, Kurtuluş üyelerine 'düşünce suçlusu' cezası verildiğini ama kendisi gibi Kürt kökenli vatandaşlara TCK'nın 168. (silahlı çeteye üye olmak) maddesinden ceza verildiğini dile getiriyor. Maruz kaldıkları ağır işkenceler yüzünden 4 kişi kendisini asmış. Bunun üzerine koğuşun pencereleri 6 ay boyunca kapalı tutulmuş. Dışarı hava almaya bile çıkamamışlar. Referandumla ilgili görüşlerini de açıklayan Güllüoğlu, 'evet' diyeceğini söylüyor. En azından geçici 15. maddenin kaldırılması için bu yönde oy kullanılması gerektiğini savunarak, "Ben Kenan Evren'in yargılanmasını görmek için değil, bir daha hiç kimsenin Kenan Evren gibi düşünmemesi için 'evet' diyeceğim. HSYK'nın yeniden düzenlenmesi için, yargının tarafsız olması için, Türkiye'nin askeri vesayetten kurtulması için 'evet' diyeceğim." şeklinde konuşuyor.

Diyarbakır Cezaevi'nden geçen Kürt aydınlardan birisi de avukat Hüseyin Yıldırım. 1981 yılının Kasımı'nda cezaevine girip on bir ay içeride kalmış. Üstelik yanlışlıkla. Silvan-Siverek'te PKK sorumluluğu yapmış Mehmet Karasun isimli bir öğretmenin yerine kendisinin tutuklandığını öne sürüyor. Diyarbakır Cezaevi'ne bir müvekkili görmeye giderken gözaltına alınmış. Yıldırım, "Yedi günde beni bitirdiler. Gözlerimi bağlayıp, önce tavana astılar, sonra çarmıha gerip elektrik verdiler." diye anlatıyor o günleri. Serbest bırakıldığında annesi bile kendisini tanıyamamış: "Eve gittim. Beni tanımadı. Bana, 'Hüseyin'imi bırakmışlar, beni, Hüseyin'imin yanına götür' dedi. 'Ben de o çarşıda, gel seni götüreyim' dedim ve koluna girdim. Ayaklarım yara içinde, yürüyemiyorum, o benden hızlı yürüyor. Bana, 'Ne oldu, hasta mısın sen?' dedi. Yürüdük ve çarşıda kalabalığın yanına geldik. Annem hâlâ oğlunu arıyor. Kalabalıktan biri, 'Hüseyin senin kolunda' deyince, annem uyyyyy diye çığlık atıp kendi yüzünü tırmalamaya başladı. Zaten büro arkadaşlarım da beni tanıyamadılar. Aynada kendimi gördüğümde ben de ürkmüştüm."

Hüseyin Yıldırım da anayasa değişikliğinin arkasında olduğunu vurgulayarak referandumda 'evet' oyu kullanacağını bildiriyor.

Mamak'a sonbahar geldi... Ah bu duvarların bir dili olsa...

12 Eylül darbesinin ardından işkencelerin en yoğun yaşandığı ikinci adres Mamak Askeri Cezaevi'ydi. Adı şarkılara, türkülere bile konu oldu. 'Mamak'a sonbahar geldi' bunlardan en çok bilineni. Cezaevinin 'C 5' isimli bir koğuşu vardı ki bugün bile birçok insanın tüylerini diken diken ediyor. Akılalmaz işkence yöntemlerinin uygulandığı bu hücrenin duvarları, nice insanların kan ve çığlıklarıyla dolu. Bu cezaevinde 3 bine yakın sağcı ve solcu hükümlü bulunuyordu. Yargılanan ülkücülerin önemli bir kısmı buradaydı. Hepsi de 'C 5'teki işkencelerden geçti. Muhsin Yazıcıoğlu, Mahir Damatlar, Rıza Türkcan, Erdem Şenocak, Erol Dok, İsmail Tekeli, Hasan Çağlayan, Prof. Dr. Mümtaz'er Türköne, Yaşar Okuyan, yazar Turgut Türksoy gibi tanınan isimler de işkencelere maruz kalan kişilerden bazılarıydı.

1980 darbesinin ardından tutuklanan kişilerden birisi Alparslan Türkeş'in yakın koruması Mahir Damatlar'dı. Tam 60 gün boyunca kesintisiz işkenceye maruz kaldı. Bir diğer isim de merhum Muhsin Yazıcıoğlu'ydu. MHP davasından 7,5 yıl hapis yatmış, görmediği işkence kalmamıştı. İşkencelerin sonu bazen ölümlerle sonuçlanıyordu. Nitekim Ülkücü Bekir Bağ, dövülerek öldürülmüştü. Aynı akıbet, Hüseyin Kurumahmutoğlu'nun da başına geldi. 12 Eylül sonrası tutuklananlardan bazıları tek tek asılmaya başlamıştı. İlk asılanlar, biri sol biri sağ görüşlü iki gençti: Necdet Adalı ve Mustafa Pehlivanoğlu. Necdet Adalı 8 Ekim 1980 tarihinde Ulucanlar Cezaevi'nde asılarak idam edildi. Mustafa Pehlivanoğlu da aynı gece asıldı.

Mamak'ta yapılanlara bizzat maruz kalanlardan birisi de eski Ülkü Ocakları Başkanı Ahmet Ulu'ydu. Mamak'ta 7 yıl kaldı. Hapse girdikten sonra, kişiliklerinin yok edilmesi için her türlü hakarete maruz kaldıklarını anlatan Ulu, "Bazen askerler yanımıza gelir köpek gibi 'havlayın ulan' derlerdi. Biz de havlardık. Aksi takdirde yapılmayan işkence kalmazdı." diyor. Mamak'ta yaşayan birisinin, anayasa paketine "hayır" demesinin imkânsızlığına değinen Ulu, şunları söylüyor: "Bizim referandumda 'hayır' deme şansımız olmamalı. Ancak hafızamızı kaybetmemiz lazım. Şimdi, MHP'liler arkamızdan konuşuyor; bize 'müsvedde ülkücüler' diyorlar. Bizim yaşadıklarımızı görmediklerinden böyle konuşuyorlar. Bununla yetinmiyorlar, bir de tehdit ediyorlar 'Bak seni severiz sayarız. Fakat yeni yetmeleri zaptetmek mümkün değil ' diye tehdit mesajları alıyoruz."

BBP Genel Başkan Yardımcısı Remzi Çayır da Mamak Askeri Cezaevi'nde işkence görenlerden. Çayır, bu cezaevinde tam 13 yıl kalmış. C5'te işkence sorgulamasının günlerce sürdüğünü dile getiren Remzi Çayır, bu süre zarfında 11 gün boyunca elektrik işkencesine maruz kalmış. Mamak'taki günlerinin tamamını işkence görmekle geçirdiğini aktaran Çayır, hayvan kadar değerlerinin olmadığı günlerden bahsediyor. "Ölseniz bile kale almazlardı." diyor. Anayasa değişikliği konusunda görüşlerini dile getiren Çayır, "Şimdi, bize 'Neden pakete destek veriyorsunuz?' diye soranlara, ben de soruyorum: Bu işkenceleri gören birisinin anayasaya 'evet' dememesi mümkün müdür? Biz, bize yapılanı unutmadığımız için anayasanın değişmesini istiyoruz." ifadeleriyle görüşlerini paylaşıyor.

Mamak Cezaevi'nde gördüğü insanlık dışı işkenceleri anlatan ülkücülerden biri de Hayrullah Çalık. 1970'li yıllarda, çocuk denilecek yaşta ülkücü camiayla tanışan Çalık, 1977 yılında 17 dosyadan Merkez Kapalı Cezaevi'ne girdi. Suçlamaların çoğundan beraat etti. Altındağ İkinci Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki son duruşmasında sıkıyönetim ilan edilince Mamak Askeri Cezaevi'ne götürüldü.

Sıkıyönetim Mahkemeleri'nde "Halkı isyana teşvik etmekten" idam cezasıyla yargılanan Çalık'a idam cezası verildi. Ancak hafifletici sebeplerden dolayı cezası 17 sene 8 aya indirildi. Cezasını çekip çıktı. Fakat o günleri anlatırken Mamak'ı, işkenceleriyle ünlü Amerikan üssü Guantanamo'ya benzetiyor. Yapılan insanlık dışı uygulamaları anlatırken şu örneği veriyor: "Her arkadaşımızdan birini alıp götürdükleri zaman, ertesi günü bize kola ziyafeti çekiyorlardı. 'Arkadaşlarınız asıldı' diye bize kola getiriyorlardı. O gün etli yemekler de sunuluyordu. Oysa daha önceleri yemeklerden fare başta olmak üzere birçok böcek çıkıyordu."

Cezaevindeyken ziyaretine gelen annesi, durumunu görünce üzüntüden kısmi felç geçirip hastaneye kaldırılmış. O yüzden yaşananları unutması mümkün değil. Bir daha Kenan Evren'lerin çıkmaması için referandumda 'evet' oyu vereceğini ifade ediyor. Halen MHP üyesi olan Çalık, partisinin CHP ve BDP'nin yanında yer almasına bir anlam veremiyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin neye karşı çıktığını anlamakta zorlandığını dile getiren Çalık, "AK Parti yaptı diye 'hayır' diyorsak, bu bize göre çok etik değil. MHP'nin 'hayır' demesine çok anlam veremiyorum. Niçin CHP ve BDP'nin yanında olduğumuzu kimseye anlatamıyoruz. MHP geçici 15. maddeye niye evet demez? MHP önce kendi insanına sahip çıksın, tek eksiği bu. Bizim adımız 'eski ülkücü' kalmış. Bunu çıkaran da bugünkü MHP yönetimidir. Halk ve Hak'tan koptuk." sözleriyle tepkisini ortaya koyuyor.

 

 

 

 
« BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon »

Sayfa 1 / 31
Joomla SEF URLs by Artio