Hiçbir ölümle gurur duymuyoruz"
“Vatan böyle sağ olmaz. Ben ölüyorsam bu vatan sağolmayacak”
Süleyman Akan, 24 yaşında kirli savaşta can verdi. O 11 yaşındayken Çukurca'nın Uzundere beldesi zorla boşaltıldı.
Kamyonlara yüklenmiş eşyaların üzerinde oturur gördüğüm çocuklardan biri belki de Süleyman'dı. Babası onu devletin kurşunlarından korumak için köylerini boşalttıktan yıllar sonra Elazığ'ın Karakoçan ilçesinden asker üniformasıyla ölüsü geldi.
Sürekli gerilla cenazesinin geldiği bizim buralar cenaze törenlerine alışıktır. Geçen yaz katıldığım cenaze törenlerinde, ortalıkta resmi üniformalı kimse yoktu. Süleyman'ınkinde vardı. İnternetten izledim o görüntüleri. Sizin de izlemenizi istiyorum.
Babası onu ve kardeşlerini çobanlık yaparak büyütmüş. Ve bu uğurda da öldürülmüş. Eğer köyleri boşaltılmasaydı, onlar Yüksekova'da kamp hayatı yaşamaya mecbur kalmayacaklardı. Babası öldürülmeyecekti. Ve onlar, mülkiyet nedir bilmez köylerinde şimdikinden çok daha iyi koşullarda yaşıyor olurdu. Çünkü Uzundere civarı boşaltılana kadar ortak keçi sürüleriyle geçinen, bütün teknoloji girişine rağmen doğadan kopmayan zengin bir bölgeydi.
O yıllardaki koruculuk dayatması, kabul etmeyenler için köy boşaltma gerekçesi yapıldı ve bir sabah köyün etrafını sarıp evleri, ahırları ateşe veren askeri birliklerin -işi garantiye almak için- getirttiği kamyonlara bindirilerek bilinmez bir yolculuğa çıkarıldılar. Önümüzden geçip giden o kamyon konvoylarından birinde Sülayman da vardı. Şimdi artık yok. Kendisinin olmayan bir savaşta can verdi.
İzlediğim görüntülerde, ölüm sırasını bekleyen Süleyman'ın kardeşi İshak'ın (yakında askere gidecek çünkü) koluna girmiş bir komutan (tümgeneral mi tuğgeneral mi pek anlamam rütbelerinden) utanmazca “Vatan sağ olsun. Şehidinizle gurur duymalısınız” dediği anda, hemen yanından “Artık yeter, ölmek istemiyoruz” çığlığı yükseliyor. Daha net ve anlamlı bir yanıt ise Süleyman'ın genç bir akrabasından geliyor; komutanın şaşkın suratına başparmağını uzatarak: “Biz gurur duymuyoruz. Hiçbir ölümle gurur duymuyoruz.” Basına dönerek devam ediyor: “Bakın Türk medyası, yayınlayın bunları. Vatan böyle sağ olmaz. Bu vatan sağ olmayacak. Ben ölüyorsam bu vatan sağ olmayacak. Başbakan, Cumhurbaşkanı oğlunu göndersin askere. Bizim acımızı paylaşmayan bu vatan sağolsun diyemez”. Gençler apar topar törenden uzaklaştırılıyor.
Kadınlar... Onlar “başınız sağolsun” diyen devlete beddualar ediyor. Ağıtlar yakıyorlar Kürtçe... İçlerindeki ateşi, onların dilini bilenler anlar ancak. O komutanlar anlayamaz, Başbakanlar, Cumhurbaşkanları, bu ülkeyi yöneten zenginler anlayamaz. Anlasalardı on yıllardır süren bu ateşi dindirmek için bir şeyler yaparlardı. Anlasalardı onların televizyon ve gazeteleri “bunları yayınlayın” diyen Süleyman'ın akrabalarının çığlığını yayınlardı.
Ama onlar hala asker diyor, silah diyor, kurşun diyor, operasyon yapıyor. Ölen asker de olsa gerilla da olsa onların çocukları değil nasıl olsa. Ölen hep yoksul çocuğu. O yüzden ölüme gönderiyorlar. Sonra da cenaze törenlerine gelip ikiyüzlüce “vatan sağolsun” diyorlar... Gençlerin birer birer öldüğü bir vatan nasıl sağolacaksa artık!?.
Evet, Süleyman'ın genç akrabasının dediği gibi “Vatan böyle sağ olmaz. Ben ölüyorsam bu vatan sağolmayacak” Çünkü bu savaşta sadece ölen insan değildir, insanlıktır. Çünkü bu haksız bir savaştır. Çünkü bu kirli bir savaştır. O yüzden Süleyman'ın cenazesinde akrabalarından yükselen “Artık yeter, ölmek istemiyoruz” çığlığı her tarafa yayılmalı.
Bütün asker cenazelerinde ikiyüzlülerin suratında “Artık yeter, ölmek istemiyoruz” sloganı patlarsa cenazelerimiz üzerinde ucuz kahramanlık yapmazlar ve cenazelerimiz üzerine siyasi hesaplar yaparken daha fazla düşünmek zorunda kalırlar.